Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 24 Nisan 2017

Scroll to top

Top

No Comments

VATAN BEKÇİLİĞİ

VATAN BEKÇİLİĞİ

 

Anzavur isyanının Bandırma bölgesinde devam ettiği günlerde İngilizler, Yunanlıların başarılı olamadığı Menderes bölgesinde milli direnişi kırma, en azından bölme kararı aldılar. Başta Demirci Mehmet ve Yörük Ali Efelere kendi bölgelerinde ‘’ÖZERK’’ devlet başkanlığı gibi cazip tekliflerle harita üstünde kalan MİLEN hattını gerçekleştirmek istediler. Efeler bu teklife olumsuz bakarsa da cephenin nasıl çökertilebileceği konusunu yerinde tesbit edebilmek gerekiyordu. Bu görevi İngiliz Karadeniz Orduları Başkomutanı MİLEN’nin  yardımcısı Mareşal HAMBRUG üstlendi. İstanbul hükümetinin Dahiliye nazırına durum bildirildi. Dahiliye nazırı 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey’in İngiliz General’e yardımcı olmasını isteyerek  Nazilli Kaymakamına telgraf çekti.

Şefik Bey, Demirci Mehmet Efe’nin danışmanı Galip Hoca’yı(CELAL BAYAR) davet ederek İngilizlerin milli direnişi kırmak için efeye cazip teklifler getireceğini, yanından ayrılmamasını, gerektiğinde inisiyatifi ele almasını söyledi.

Efe her hayati konuda olduğu gibi Celal Bey’den İngiliz Generalinin geliş sebebini sordu. Aslında Efe de gelişin gerçek sebebini bilmiyor değildi. Celal Bey ‘’Efem sen gelenin kafasının içindekileri, gerçek yüzü ile bilirsin…Ama sen, bu memleket tarihine vatanın  ve milletin namusu için dünya nimetlerini elinin tersi ile düşmanın yüzüne atan adam olarak geçeceksin’’ dedi. Karar verildi; İngiliz generalle Köşk’te efenin karargahı olan vagonda görüşülecekti.

İngiliz Generali de olsa efenin yanına elini kolunu sallayarak gidemezdi. Herkesin uyduğu kurallara o da uyacaktı. Üç ayrı mesafede kontrol noktası vardı. İlki de, efenin en güvendiği kızanlarından Zeybek Yaşar komutasındaydı. General önde, yaveri Binbaşı Henry arkada karakola yaklaştıklarında Yaşar gürledi ‘’DUR’’. General şaşırdı, yanındaki Nazilli Kaymakamı’na baktı, o da şaşırmış hatta sararmıştı. Birkaç adım daha atmışlardı ki daha kararlı bir sesle durmak zorunda kaldılar:‘’DUR DİYOM…YAKARIM. YERİNDE KAL.ADIM ATMA’’. Generalin arkasındaki silahlı muhafızlar kaskatı kesildiler. Ders kafi idi. Celal Bey karakoldan çıkıp gelenlerin efenin misafiri olduğunu vagona kadar eşlik edilmesini söyledi. General hoca kıyafetinden Celal Bey’in kim olduğunu anlamıştı. Tercümanına hiddetle ‘’Bir İngiliz Generaline silah doğrulmanın insana neye mal olacağını bilmiyor mu? Sor kendisine’’ Yaşar aynı ses tonuyla ‘’Sen de zeybeklerin içine girmenin yordamını bilmeden bu işe kalkışanın başına neler geleceğini bilip bilmediğini ona sor.Biz kendi devletimizin nice paşasına karşı çıktık vatan yolunda..Elin kafirinin paşasının sözü mü olur.’’ Celal Bey tercümandan cevabın aynen çevrilmesini istedi.

Efe misafirini vagonda nezaketle karşıladı. General karşılama seronomisi ve efenin azametinden etkilenmiş olacak ki kararlarından hiç bahsetmedi. Kan dökülmesin diye sınırların çizildiğinden söz edebildi. Cepheyi görmek istediğini de ekledi. Cevap gayet kısa oldu.’’HAYIR Askersiniz bilirsiniz. Yabancılara cephe gezdirilmez. Bizim cephemiz şu gördüğünüz insanların eti-kemiği-canı-kanıdır. Burası bizim vatanımızdır.

General bir netice alınamayacağını anlamıştı. Aydın’a demiryoluyla dönmek için vagon istedi. Amacının Köşk ile Aydın arasındaki cephe durumu tesbit etmek olduğunu kavrayan Celal Bey rayların sökülmüş olduğunu , köprülerinde sağlam olmadığını bildirdi. Generalin yaveri Celal beye kin dolu bakışlarla ‘’İngiliz malını nasıl tahrip edersiniz ?’’ diye sordu. Celal beyin cevabı ‘’ Merak etmeyin binbaşı bey. Bedeli birkaç misli fazlasıyla ödenmiştir. Raylarda Türk toprakları üstündedir.’’ oldu.

İngiliz generali Türk cephesinden eli boş dönüyordu. Bu cephe yunanlılar vasıtasıyla hemen yıkılmalıydı. Bir süre daha geçerse hiç aşılamayacaktı.

Celal Bey 1934 yılında İktisat Bakanı iken Nazilli’den güç okunur bir mektup gelir. Mektubun altında imza değil mühür vardır.’’YAŞAR’’. Bayar el yazısı ile mühürün yanına Demircinin kızanı Zeybek Yaşar notunu düşer. Yaşar ölüm-kalım günlerindeki silah arkadaşından iş istiyordu. Her hangi bir fabrikada bekçilik. Olmazsa da sağlık olsun efendim diye yazıyordu geleceğin başbakanı ve cumhurbaşkanına.

Yaşar gibilerinin ne isimleri, ne sicilleri nede künyeleri yazılıydı kayıtlarda. En önde ordu yokken savaştılar. Göğüslerinde gururlanacakları istiklal madalyaları da olmadı.

Vatanın en zor günlerinde bekçilik etmiş olana, fabrikada bekçilik aratmış olmak!!

 

Metin Ösken

 

 

 

Submit a Comment