Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 20 Şubat 2017

Scroll to top

Top

No Comments

MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN İLE “ON İKİ BİN YILIN MİRASI” KİTABI ÜZERİNE ROPÖRTAJ

MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN İLE “ON İKİ BİN YILIN MİRASI” KİTABI ÜZERİNE ROPÖRTAJ

MEHMET BEDRİ GÜLTEKİN KİMDİR?

1953 Tunceli, merkeze bağlı Gömemiş köyünde doğdu. Orta halli bir köylü ailesi olan Yusuf ve Fatma Gültekinlerin 10 çocuğundan dördüncüsüdür. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Tunceli’de okudu. 1969-70 öğretim yılında Tunceli lisesinden mezun oldu. Aynı yıl Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne girdi.Gültekin daha lise yıllarındayken sosyalist fikirlere yakınlık duydu. Bunun sonucunda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne girdiği yıl, Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (Dev-Genç) bünyesindeki ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübüne üye oldu. Devrimci gençlik hareketi içinde aktif olarak yer aldı.
Mehmet Bedri Gültekin’in bugüne kadar çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış çok sayıda makale ve incelemesi bulunmaktadır. Makale ve incelemeleri Aydınlık, Bora, Türkiye Gerçeği, Varlık, Saçak, 2000’e Doğru, Yüzyıl, Teori, Öğretmen Dünyası, Papirüs gazete ve dergilerinde yayınlandı.
Şuan Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir.

ON İKİ BİN YILIN MİRASI KİTABI ÜZERİNE ROPÖRTAJ

 

Mehmet Bedri Gültekin yeni kitabında, İslamın Altın Çağı olarak adlandırılan 8.-13. yüzyıllar arasındaki gelişmelerin tarihi köklerine ışık tutuyor. MÖ 10000’lere tarihlenen çanaksız çömleksiz Neolitik Döneme kadar uzanan bu yeni yolculuğumuzda, insanlığın uygarlık merkezi olmuş içinde yaşadığımız kadim coğrafyanın zengin birikimine tanıklık ediyoruz. Göbeklitepe havzasının 12000 yıldan bu yana bizlere bıraktığı mirası gözler önüne seriyoruz. Bu miras, insanlığın geleceğine yön vermeye aday Batı Asya coğrafyasının maddi temelidir.

 

  1. Yüzyıllar içerisinde toplumlar, kültürler değişiyor. Bir çok dil kayboluyor bazılarını da günümüzde anlayamıyoruz. 12 bin yıl önce Urfa Göbeklitepe’deki ilk tapınma merkezinde bulunan insan ve hayvan kabartmalarını şu an anlamlandırabiliyoruz. Sizce bu kalıcılığı sağlayan nedir?

MBG: Hiçbir kültür ve dil tamamen yok olmaz. Kendisinden sonraya bir şeyler bırakır. Tarihte ortaya çıkan her yeni kültür kendisinden önce orada yaşayan kültürleri çeşitli ölçülerde özümser, kendisine katar. Selçuklu devlet ve toplum örgütlenmesi hem İran devlet geleneğini hem de Bizans devlet örgütlenmesinden çok şeyler almıştır. Aynı miras Osmanlı devlet örgütlenmesinde de devam etmiştir.

Kültürel miras dediğimiz zaman ise çok daha geniş kapsamlı bir edinimden bahsediyoruz. Dil, din, üretim bilgisi, bilimsel ve teknolojik gelişmeler, toplumsal örgütlenme, gelenek ve görenekler vb…

Anadolu bütün bu açılardan insanlığın son 15 – 20 bin yıllık tarihi içinde hep en ilerde oldu. Bu topraklara fatih olarak gelenler, birçok bakımdan kendilerinden daha ilerde olan bu toprakların kültürünü benimsemek durumunda kaldılar. Meşhur tabirle bu durumlarda “yenilenler, yenenleri fethettiler.”

Bu bakımdan Anadolu’da 21. Yüzyılda yaşayanlar olarak Göbeklitepe’de 12 bin yıl öncesine tarihlenen, gerçekte çok daha eskilere dayanan büyük bir kültür birikiminin mirasçısı olduğumuzu söyleyebiliriz. Onun içindir ki Göbeklitepe’de T başlı dikilitaşlarda yer alan çeşitli figürler bize yabancı gelmiyor. Onların birçoğunu rahatlıkla anlamlandırabiliyoruz. Günümüzün Anadolu halk kültüründe çok önemli bir yer tutan Turna figürünün sözkonusu  dikilitaşlarda baskın biçimde yer alması bu kültürel miras olayının çarpıcı bir örneği olarak ele alınabilir.

  1. Farabi, Biruni, İbni Rüşd, er-Razi, Ömer Hayyam, el-Cabir, İbni Sina, İbn an Nafis, el Heysem, İbni Haldun vd. Avrupa’nın büyük aydınlanmacı filozoflarından yüzyıllar önce, feodal ideolojiye karşı aklın ve bilimin bayrağını yükselttiler. Daha sonraki süreçte İslam dünyasının Avrupa’nın gerisinde kalmasını neye bağlıyorsunuz?

MBG: İslam dünyası 8 ve 14. Yüzyıllar arasında yaşadığı gelişmelerle kapitalizmin şafağına yaklaştı. Çin’den Avrupa’ya kadar uzanan ticaret yollarının kontrolü ve büyük çapta üretim ve ticaretle, feodal sistemi geride bırakmanın işaretlerini veriyordu. Bağdat’ta satılan bir malın karşılığı olarak verilen çek benzeri bir belgenin Kuzey Batı Afrika’nın (Mağrip) herhangi bir şehrinde nakde çevrilmesini sağlayan bir para sistemi yürürlüğe girmişti. İşte bu ortam, aynı zamanda bilim ve felsefe alanında da bütün dünyayı yüzyıllar boyu etkileyen önemli bir gelişmeye de yol açtı. Batı dünyası ancak yüzyıllar sonra (16 – 19. yüzyıllarda) İslam dünyasının bilim ve felsefe alanında ulaştığı seviyeyi yakaladı ve geçti.

Bu durumun elbette birçok nedeni sayılabilir. Ama en önemli neden İslam dünyasında ve genel olarak Asya’daki güçlü merkezi feodal devletlerin yeni bir toplumsal sistemin ve sınıfın doğuşu anlamına gelecek gelişmelere müsaade etmemesi, baskı altında tutmasıdır. Bu bakımdan güçlü merkezi devletlerin olmaması Avrupa’nın şansı olmuştur. Kapitalist sınıf ve ilişkiler, Avrupa’nın feodal parçalanmışlık dünyasında daha rahat gelişme ve giderek hakim hale gelme olanağını elde etmiştir.

 

  1. Bilim dünyasına türlü katkılarda bulunarak İslam dünyasında aydınlanma bayrağını taşıyan bir bilim adamının çağlar öncesinden günümüze ulaşabilmiş olmasına rağmen bazı çevrelerin Hayyam’ı salt şarap, çalgı, aşk, kadın gibi terimlere indirgeyenler hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

MBG: İslam dünyasının trajedisidir bu. Feodal kireçlenme ve taşlaşma; akıl ve bilimi, akıl ve bilim ürünü olan her şeyi ve elbette Hayyam gibi büyük bilim adamlarını, onları büyük yapan özelliklerini bir kenara attı. Hayyam’ın bahsettiğiniz özellikleri dışında büyük bir filozof ve bilim adamı olarak yeniden keşfedilmesi, İslam dünyasının aydınlanmayı yeniden yaşamaya başladığı 19. Yüzyıl ve özellikle 20. Yüzyıldadır. Ama bu tanınmanın hala Hayyam ve benzerlerinin değerlerine uygun olduğunu söyleyemeyiz. İslam dünyası şimdi yeniden büyük bir devrimci atılımın eşiğindedir. Böyle bir süreçte Hayyam ve diğer bilim adamlarının hak ettikleri ölçüde yeniden hatırlanmaları kaçınılmazdır.

Hiç kimsenin şüphesi olmasın, sadece biz değil bütün Dünya, Ömer Hayyam da dahil olmak üzere İslam dünyasının büyük bilim insanlarını önümüzde devrimci atılım döneminde hak ettikleri yere oturtacaktır.

 

  1. Ömürleri boyunca hayatını bilime adamış insanlar gerçek mutluluğu neyde bulmuşlardır?

MBG: Genel olarak iki ayrı mutluluk tarifi yapılabilir. Birincisi kişisel olarak daha iyi bir yaşam seviyesine ulaşarak mutlu olmaktır. Genel olarak bütün sınıflı toplumlar, özel olarak ise kapitalizm; böyle bir mutluluk anlayışını telkin etmişlerdir ve ediyorlar. İkinci mutluluk tarifi ise halka ve ülkeye yararlı olarak, başkalarını mutlu ederek mutlu olmaktır. Bu mutluluk tarifi ise toplumcu dünya görüşüne aittir. Başkalarına ve ülkeye ve genel olarak insanlığa yararlı olmayı benimsemiş kişi sade yaşamayı bir hayat felsefesi olarak benimser. Lüksü, israfı, kişisel çıkar peşinde koşmayı küçümser. Hazreti Muhammed’in, “Yöneticileri yoksul ölen milletler; zengin, refah a kavuşmuş milletler olurlar” şeklindeki sözü böyle bir dünya görüşünün ifadesidir.

Bütün büyük bilim adamları ve devrimciler hayata ve mutluluk tarifine böyle bakmışlardır. Kitabımda Biruni, Ömer Hayyam, Tolstoy ve Reşit Galip örneklerinden hareketle bu gerçeği anlatmak istedim.

  1. Sadi-i Şirazi’nin 13.yy’de yazdığı Bostan adlı kitabında savaş sanatı ile ilgili geniş bir bölüm bulunmaktadır. Günümüzdeki devrimci mücadele içerisinde bu savaş stratejilerinin yeri nedir?

MBG: Tarihte savaş sanatı konusunda bilinen en önemli eserler Çin kaynaklıdır. Ayrıca Roma-Bizans dönemine ait aynı konuda önemli eserler (Çin- Savaş Sanatı, Bizans – Strategon)  bulunmaktadır. Sadi-i Şirazi’nin savaş sanatı konusunda yazdıklarını okuyunca,  daha önceki kaynaklarda yer alan bilgilerin ustalıkla işlendiğini görürsünüz. İslam uygarlığı kendisinden antik dönemin Doğu ve Batı uygarlıklarının her alanda mirasçısıdır. Ama basit bir taklitçi değildir. Mirasçısı olduğu birikimi daha da zenginleştirmiştir. Aynı değerlendirmeyi Sadi-i Şirazi’nin savaş sanatı konusunda yazdıkları için de söyleyebiliriz.

Halkı kazanma, düşmanı zayıf anında vurma, kendi zaaflarını düşmana göstermeme, savaş hileleri, iç cepheyi sağlam tutma ve iyi bir yönetimin nasıl olacağı konusunda Sadi’nin söyledikleri elbette her zaman geçerlidir. Bu anlamda bugün yürüttüğümüz mücadelede de Sadi’den öğreneceklerimizin olduğu kuşkusuzdur.

 

  1. Kanuni döneminde Rüstem Paşa’nın Şehzade Mustafa’nın katledilmesi için sahte mektup tertibinde bulunmasını Ergenekon Davası’ndaki sahte belgelere benzetmişsiniz. Bugün geldiğimiz noktadaki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

MBG: Tertiplerle tarihi tersine döndüremezsiniz. Rüstem Paşa’nın tertibi başarılı oldu çünkü Osmanlı devleti duraklama ve çürüme dönemine girmişti. Onun için Rüstem Paşa’nın tertibi, Osmanlılar açısından tarihin gidişine uygundu. Sonuca ulaşması bundan dolayıdır.

Günümüzde gelişen ve büyüyen; ABD emperyalizmi ve işbirlikçilerinin dünyası değil, bağımsız ve demokratik bir düzen kurmayı amaçlayan milletlerin yeni bir dünya kurma için verdikleri mücadeledir.

Onun için Ergenekon tertibini tezgahlayanlar, tertiplerinin altında kaldılar. Silivri duvarları yıkıldı. Yurtseverler özgürlüklerine kavuştular. Şimdi orada tertipçiler yatıyorlar.

Bu bakımdan Rüstem Paşa’nın sahte mektup tertibi biçim olarak FETÖ’cülerin Ergenekon tertibindeki sahte belgelerine benzeyebilir ama birbirine hiç benzemeyen koşullar söz konusu olduğu için sonuçlar birbirinin zıddı olmuştur.

  1. Geçen ay bir gazete haberinde Göbeklitepe eski kazı başkanı Klaus Schmidt’in eşi, bugünkü kazı başkanının hiçbir kazı çalışmasında bulunmayarak böyle bir göreve getirildiğini söyledi ve buna ek olarak günümüzde antropologlara, sanat tarihçilerine ve mimarlık tarihçilerine kazı çalışması izni verilmediğini belirtti. Sizin bu konuya ilişkin görüşleriniz nelerdir?

MBG: Hiç şaşırtıcı değil. Tarihi, 7. Yüzyıl Arabistan’ından başlatan anlayış sahipleri, Anadolu’nun onbinlerce yıl öncesine uzanan kültürel köklerine ilgi duymayacaktır. Yol inşaatlarında ortaya çıkan tarihsel eserlere “ Birkaç çanak çömlek” gözüyle bakan anlayış için tarihsel kazılarda işin ehli bilim adamlarını görevlendirmesi beklenemez. Bugünün Türkiye’sinde işsizlik en fazla üniversitelerin arkeoloji bölümünü bitiren öğrenciler arasındadır.

  1. Bugün emperyalizmin önem yitirerek devrimci mücadelelerin başarıya ulaştığı 21.yy dünyasında Batı Asya ve Mezopotamya coğrafyası tekrar aydınlanma mevzilerine girebilir mi?

MBG: Bu tarihi bir kaçınılmazlıktır. Dünyamız 20. Yüzyılın son çeyreği ile birlikte bir gericilik dönemi yaşadı. Mikro milliyetçilik ve dinci gericilik emperyalizm tarafından kışkırtıldı. Ortaçağ hortlatıldı. Bunun en büyük acısını İslam dünyası yaşadı. 2011 yılından 2016 yılına kadar bir yandan emperyalizmin “Arap Baharı” adı altında Tunus, Mısır, Libya ve diğer Müslüman ülkelerde gerçekleştirdiği yıkıcılık faaliyeti, diğer yandan IŞİD’in Batı’da Halep ve Şam’dan; Irak’ın kuzeyinde Musul’a, Kerkük kapılarına güneyde Bağdat’ın varoşlarına kadar dayandığı dönemi; hortlatılmaya çalışılan Ortaçağ bağnazlığının doruğu olarak değerlendirebiliriz. Bu yıllarda binlerce Müslüman, Ortaçağın karanlık güçlerinin yeryüzünde yarattığı “cehennemden” kurtulmak için Akdeniz’in derin sularında can verdi. Yaşanan büyük acıların ortaya koyduğu büyük gerçek, laikliğin İslam Dünyası için yaşamsal öneme sahip olduğudur. Laiklik dışında hiçbir program farklı mezhep ve dinlerden insanların yaşadığı ülkeleri birlik ve barış içinde tutamaz.

Dincilik bırakalım farklı din ve mezheplerden insanları birleştirmeyi, bütünüyle aynı mezhepten insanların yaşadığı ülkelerde bile birlik ve barışı sağlayamamaktadır.

Suriye savaşı bir dönüm noktasıdır. Türkiye’de 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişiminin ezilmesini de yeni dönemin önemli habercilerinden biri olarak ele alabiliriz. Şimdi bölge ülkeleri emperyalizme karşı birleşmektedir. Dünyamızda gericiliğin merkezi olan emperyalizme karşı mücadelenin yükselmesi; karanlığın yarılması, Aydınlanmanın ışığının yeniden parlaması anlamına gelmektedir.

İNCİRALTI TARİH CEMİYETİ ADINA EREN ÖZTÜRK VE BEGÜM ERDOĞAN

on-iki-bin-yilin-mirasi-1-14612475301-209x300

Submit a Comment