Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 23 Mart 2017

Scroll to top

Top

No Comments

İbn Haldun’un tarih felsefesinde ekonominin yeri

İbn Haldun’un tarih felsefesinde ekonominin yeri

İbn Haldun Sosyal olaylar ile ekonomik faktörler arasındaki ilişkinin açığa çıkartılmasında öncü bir rol üstlenmiştir. Avrupa’da merkezli klasik iktisattan yüzlerce yıl önce emeğe dayanan teoriler geliştirmesi İbn Haldun’nun politik ekonominin önderlerinden sayılmasına yol açmıştır.

İbn Haldun ve Diyalektik Tarih Felsefesi

Tarih felsefesi geçmişte olup bittiğinden çok geçmişte olup bitenlerin nedenlerini araştırır. Tarih felsefesi üç büyük dünya görüşüne göre sahiptir. Metafizik tarih felsefesi, bireyci tarih felsefesi ve diyalektik tarih felsefesi.

Metafizik tarih felsefesine göre geçmişte yaşanan, olan ve biten bütün olay ve durumlar Tanrı’nın iradesidir. Tanrı nasıl istemişse öyle olmuştur. İnsanların tarihi yalnızca ve yalnızca Tanrı’nın insanlara yazdığı kaderden ibarettir. Bireyci tarih felsefesine göre insanların tarihi büyük insanların ve büyük düşüncelerin tarihidir. Tarihi belirleyen temel özne büyük insanlar ve büyük düşüncelerdir. Diyalektik tarih felsefesine göreyse tarih üretim ilişkileriyle belirlenen sınıflar tarafından yapılır. K. Marx ve F. Engels Komünist Manifesto’da bu durumu “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir” şeklinde açıklamışlardır.

Sosyal olaylar zinciri doğal olarak sosyal düşünce insanlık tarihi kadar eskidir. Ancak olayların sosyal-siyasal-ekonomik nedenlerinin sistematik analizi ve diyalektik bir neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirilmesi disiplin olarak İbn Haldun’la (1332-1406) ile başlamaktadır.

Tarih felsefesinin ve toplumbilimin kurucusu sayılan ünlü Arap düşünür İbn Haldun’a göre de toplumsal olayların nedenlerini toplumların kendilerinde aramak gerekir. “Tarih bilimiyle uğraşanları yanıltan şey ulusların hal durumlarının değişmekte olduklarını unutmaktır.”

19.yy’da diyalektik metodun temel özellikleri yeniden ortaya konulurken ana hatlarıyla, her nesnenin hareket halinde olduğu ve bu hareketlilikte karşılıklı bir ilişki -ve çelişki- bulunduğu, sebep sonuç dinamiğinin varlıkların birbirine dönüşümüne yol açtığı ifade edilecektir1 İbn Haldun’da sebep sonuç dinamiğinin bütün hayat içerisinde geçerli olması , ve sürecin belirliliği, İbn Haldun’un metodunda ki diyalektik yöntemi ortaya koymaktadır. Değişmenin evrenselliği, tarihin sürekliliği, insan topluluklarının dinamik ve değişken karakteri İbn Haldun’a göre temel madde ve unsurların bir diğer aşamaya hazırlanması ve dönüşümünden kaynaklanır. ‘Bu durum maddenin hareketliliğine ve birbirine bağlı oluşundan kaynaklanmaktadır.’

İbni Haldun tarihsel olaylarla inceleme metodunda nedensellik önemli bir yer tutar bu olayların hangi tarihsel yasalar çerçevesinde geliştiğini araştırır. Bu bakımdan tarihi, bir olaylar yığını değil, olaylar düzeni olarak algılar.
İbn Haldun Mukkaddime’sinin ön sözünde şu cümleleri yazmaktadır.

“Bu bilim dalı birçok kaynak, çeşitli bilgiler, sahibini gerçeğe ulaştıracak sağlam görüş ve tutarlılık ister. Neden derseniz: Tarihten verilen haberlerde sadece nakle güvenilir de, temel gelenek görenekler, politik kurallar yeryüzünde bayındır ve yaşanır duruma getirme yolundaki çabaların doğallıkları, insanların toplumsal yaşamlarındaki çeşitli durumlar göz önünde tutulmazsa ve görülmeyen görülenle geçmişteki şimdiyle karşılaştırılmazsa, tarih konularında ayak kaymasına, şaşırıp doğru yoldan çıkmaya karşı bir güvence sağlamaz.” 2

“Her toplumun yaşamındaki dalgalanmalar, gelenek ve görenekler, o toplumda egemen olan yaşam biçimine tutum ve davranışlara bağlı olarak gelişir”3

İbn Haldun, “egemen olan yaşam biçiminin” belirleyicisi olarak toplumların kendi içerisinde gerçekleştirdiği iş bölümünde daha önemlisi toplumların üretim tarzlarını görür. Toplumun ekonomik ilişkilere göre geliştiğini, esas itibariyle üretim temeline dayandığını ortaya koymuştur.

İbn Haldun’un Tarih Felsefesinde Ekonominin Yeri

İnsanların toplumsal yaşamlarının zorunlu olduğunu söyleyen İbn Haldun daha Mukaddime’nin başlarında Aristo’dan şu sözü aktarır, “İnsan, doğuştan uygardır”

Aristo’ya göre insan doğuştan politiktir ve insanın gerçekleştirdiği eylemin temelinde ortak çıkar ve mutluluk yatmaktadır. İbn Haldun’a göre ise insanın toplumsal varlığı onun ruhsal yapısına ve mutlu olma istemine bağlı değildir. İnsanının besin ve yaşama araçları için doğal ihtiyaçlarına bağlıdır.

Ancak insanın besini elde etmesine tek başına gücü yetmez. İnsanın tahılı öğütüp un durumuna getirmesi unu hamur yapması, hamuru pişirip ekmek yapması gerekmektedir. Bu işlemler için kap kaçak araç gereç gerekli olur, demirci marangoz çömlekçi gerekli olur. İnsanların toplumsal yaşamları bu yüzden zorunludur ve insanların toplumsal yaşamı iş bölümüne, üretim ilişkilerine ve üretim tarzlarına bağlıdır.

Ekonomik ilişkileri, özellikle üretim ilişkilerini toplumların gelişiminin, değişiminin ve bireyin sosyal hayatının belirleyici bir etkeni olarak görmesi İbn Haldun’un tarih felsefesinin kilit taşıdır. Toplumsal yaşamı belirleyicisi ekonomidir. Kabilelerin yaşam tarzları arasındaki farklılıklar yaşam araçlarını elde ettikleri farklı yollara dayanır. Üretim araçları ve iş bölümü farklılaştıkça kabileler farklılaşır ve yaşam tarzları farklılaşır. K. Marx Kapital’inde İbn Haldun’da beş yüzyıl sonra bu durumu yorumlarken hemen hemen aynı tespitleri yapmaktadır ve çeşitli toplulukların kendi doğal çevrelerinde farklı üretim araçları bulunması nedeniyle üretim tarzlarının dolayısıyla yaşam tarzlarının farklı olacağını belirtmektedir.

İnsanların iş bölümünü arttırmak ve üretim araçlarını geliştirmekle üretimi arttırması ve toplumun tamamına yetecek üründen kat be kat daha fazlasını üretmesi toplumları zenginleştireceğini tespit eden İbn Haldun, milletlerin zenginliğinin son tahlilde insan emeğinin ürünü olduğunu Adam Smith’ten yaklaşık 400 yıl önce tespit etmiştir.
İbn Haldun’a göre değer emekle belirlenir, “pazarda satılan buğdayda, iş ve emeğin değeri açıkça görünmez ama, buğdayın değeri, onu elde etmek için harcanan iş ve emeğin değeridir.”4

İbn Haldun’a göre her evrede temel dayanak ekonomik koşullardır. Örneğin devletlerin fetihçi olmasını İbn Haldun şuraya bağlamaktadır; devletler ganimet kazanmak için fetihler yapmak zorundadır. Bunu ne kadar dine bağlarlarsa bağlasınlar ana çelişki ekonomiktir ve din de bu ekonomik çelişkiye bağlıdır.

Yine Mukaddime’nin 1. ana bölümün 21. bölümünde verdiği örnekte fetihlerin nedenin dini değil ekonomik olduğuna ilişkin Hz. Ömer’in konuşmasından verdiği örnek dikkat çekici ve İbn Haldun’un tarih felsefesini örnekler niteliktedir; “Hicaz yöresi sizin için bir yurt olamaz. Sadece otlak ve av alanı olabilir. Bu yörenin halkı, bunun dışında bir olanak sağlayarak güçlenemez. Nerede o, Tanrı’nın verdiği söze dayanarak Kur’an okuyucular! Haydi, Tanrının kitabında miras olarak alacağınıza ilişkin söz verdiği topraklara doğru yeryüzünde koşup dolaşın!”5

Machiavelli’nin silahlı peygamberlerin/prenslerin fetihlerde bulunurken silahsız peygamberlerin/prenslerin mahvolması görüşünün oluşmasındaki iktidar anlayışı da bu noktaya davranmaktadır. Silahı olan peygamberler yeni yerler fethettikçe ganimetler kazanır, daha fazla üretim aracına sahip olur ve halkına daha fazla besin sağlar. İbn Haldun’un Hz. Ömer’den verdiği bu örnek bu noktaya temas etmektedir. Aynı zamanda İbn Haldun peygamberlerin vasfını “düzenleyici” önderlik olarak tanımlamaktadır.

Ernst Mandel, İbn Haldun emek-değer teorisine ilişkin şu yorumu yapmaktadır; İbn Haldun, kalifiye emeğin basit emeğe indirgendiğini farketmekte ve hatta bir artık değer teorisi sezinlemektedir. ‘Yeryüzündeki bu kudretli insanların büyük kazançları, başkasının emeğinin yada başka kabilelerin hediyelerinin ele geçirilmesidir’ diye yazmaktadır.6

İbn Haldun’un olayları mekanik bir determinizmle ele almadığını, diyalektik bir perspektifle olaylara baktığını belirlemek gereklidir. Devletlerin uygarlıkların gelişimin iç diyalektiğini üretim tarzlarının ve işbölümü ile açıklaması, toplumları ve sosyal sınıfları ekonomik üretim tarzlarına göre sınıflandırması, toplumların gelenek görenek ve ahlaklarındaki farklılığın bu toplumların geçim ve üretimlerindeki farklılığa bağlı olduğunu söylemesi İbn Haldun’un tarihsel materyalizmin öncülerinde kabul etmeye yetecek artacaktır bile.

Ümit Hassan İbn Haldun metoduna ilişkin yaptığı tanıma göre, İbn Haldun, toplumların ve sosyal olayların tarihindeki sürecin, determinist bir gidiş şeklinde kendini gösterdiği ve bunun da maddi temelleri olduğunu ifade edebilmiş, laik nitelikte bir sosyal siyasal doktrin kurabilmiştir.7

İbn Haldun İslam Uygarlığı’nın çöküşte olduğu bir dönemde kendisinden yüzyıllar sonrasını etkileyebilecek çalışmalar yapmıştır. Tarihten felsefe, ekonomiden psikolojiye, siyaset teorisine kadar çeşitli bilim dallarıyla ilişkilendirilmiştir.

İbn Haldun Sosyal olaylar ile ekonomik faktörler arasındaki ilişkinin açığa çıkartılmasında öncü bir rol üstlenmiştir. Avrupa’da merkezli klasik iktisattan yüzlerce yıl önce emeğe dayanan teoriler geliştirmesi İbn Haldun’nun politik ekonominin önderlerinden sayılmasına yol açmıştır. Bugün Avrupa merkezli bilinen bir çok teorinin kaynağını oluşturan İbn Haldun, İslam Uygarlığının önemli bir parçasını temsil etmektedir.

Yazının bütününde tartışılan İbn Haldun çıkarımları, İbn Haldun üzerine yapılan çalışmalara ancak küçük bir pencere açmaktadır. İbn Haldun, bugünkü 3.Dünya ülkelerini ve özellikle Doğu toplumlarını anlamamıza da ışık tutacak bir siyasal doktrin yaratmıştır ve bu doktrinin daha fazla incelenmesine ihtiyaç vardır.

Ozancan Coşkun
İstanbul Üniversitesi

Dipnot:
1. Ümit Hassan, İbn Haldun’un Metodu ve Siyaset Teorisi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, 1977, s.133
2. İbn Haldun, Mukaddime, Kaynak Yayınları, İstanbul 2013.s 96, Çeviren Turan Dursun
3. İbn Haldun, Mukaddime, Kaynak Yayınları, İstanbul 2013.s 65, Çeviren Turan Dursun
4. Ohan Hançerlioğlu, Felsefe Sözlüğü, Remzi Kitapevi, İstanbul 1970 s. 269-270
5. İbn Haldun, Mukaddime, Kaynak Yayınları, İstanbul 2013.s 311,312, Çeviren Turan Dursun
6. E. Mandel Marksist Ekonomi El Kitabı Ant Yayınları İstanbul, 1970 II. s.452-453
7. Ümit Hassan, İbn Haldun’un Metodu ve Siyaset Teorisi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, 1977, s.162

Submit a Comment

'