Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 24 Ocak 2017

Scroll to top

Top

No Comments

BİLİMİN ÖNÜNDEKİ TAŞLARIN TEMİZLENMESİ (TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASI)

BİLİMİN ÖNÜNDEKİ TAŞLARIN TEMİZLENMESİ (TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASI)

30 Kasım 1925’te çıkarılan, 13 Aralık 1925‘te yürürlüğe giren yasayla tekke ve zaviyeler (tarikatlar) kapatıldı. Bu yasayla şeyhler ve dervişlerin tekkeleri kapatılmakla kalmadı, yan örgütleri durumundaki dernekleri de dağıtıldı.

Kendilerine ayrıcalık sağladığına inandıkları biçimsiz giysileri çıkardılar, çağdaş Türk insanı gibi ceket, iskarpin, pantolon, kasket yada şapka giydiler, kravat taktılar. Artık sokakta hiç kimse onları diğer insanlardan ayıramıyordu. Başkasının sadakasıyla geçinen insanlar ortadan kalkmıştı. Belki de yaşamlarında ilk kez emekleriyle geçinmek için çalışmaya başlamışlar, halk içinde yaşayan emekçiler olarak kimliklerini bulmuşlardı. Onlar artık Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarıyla eşit haklara sahip bireyleriydi. Sistemin kaldırılmadan önceki halini bilmek neden kaldırıldığını anlamamıza yardımcı olacaktır, bu yüzden sistem hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır.

Tekke ve Tarikatlar

“Tarikat” kelimesi, Arapça ‘’yol’’ anlamına gelen “Tarik” sözcüğünden türemiştir. Tekke ise ‘’yol’’ üyesi olanların barındığı dinsel tören ve ayinlerin yapıldığı yerdir.

Osmanlı devletinde belli bir mezhep içinde tanrıya erişmek amacıyla değişik yöntemler arayan dini akımlar vardı ve bunlara tarikat deniliyordu. Bu tarikatlardaki üyeler liderlerinin , kurucularının uygun gördüğü şekilde çalışır ve onların düşünceleri doğrultusunda yaşarlardı. Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen dini konularda farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya uğraşan bu tarikatlar zaman içinde amaçlarından uzaklaşarak dinsel sömürü unsurları haline gelmiş ve de devletin selametini etkileyecek şekilde siyasal olaylarda söz sahibi olmaya çıkarları ters düştükçe halkı ayaklandırmaya koyulmuşlardı. Bu etkinliklerine Cumhuriyet kurulduktan sonrada devam etmişler, Menemen, Şeyh Said, Delibaş İsyanı gibi isyanların çıkmasına sebep olmuşlardı.

Bunların üzerine Atatürk’ün;

‘’Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yol gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir yol gösterici tanımayız.’’

Sözleri ışığında yazının başında da belirttiğimiz gibi tekke ve zaviyeler kapatılmış ve faaliyetlerine son verilmiştir. Ancak daha sonra da çeşitli şekil ve biçimlerde faaliyetlerini sürdürmüş, varlık göstermişlerdir. Bu konuda da bilgi vermek yaralı olacaktır.

Yakın Dönemlerdeki Tarikat Faaliyetleri

Faaliyetlerini gizlilik içinde sürdürüp varlık gösteren tarikatların bazıları Avrupa , Kuzey Amerika ve diğer dünya ülkelerinin bazılarında şubeler açmış, Türkiye’deki kamu, kurum ve kuruluşlarına mürit yerleştirme yarışına girmişlerdir. Tarikatların Cumhuriyetin kuruluş döneminde yaptığı isyan girişimlerinden bahsetmiştik. Bu isyanlar sadece kuruluş döneminde yapılmakla kalmamış çeşitli dönemlerde de girişimlerde bulunmuşlar, isyanlar çıkarmışlardır. Bu isyan girişimlerinin sonuncusu 15 Temmuz Dinci-Amerikancı Fetö’nün isyan ve işgal girişimidir. Fetö elebaşısı, Cumhuriyet döneminde de çeşitli isyan girişimlerinde bulunan, başta Said-i Nursi’nin liderliğini yaptığı  ve Said-i Nursi’nin ölümünden sonra çeşitli gruplara bölünen Nur tarikatının lideridir. Amacı Laikliği ortadan kaldırmak, Cumhuriyet rejimini yıkmak, Atatürk ismini tarihten silmek olan bu tarikat aklın ve bilimin en büyük düşmanıdır. Türkiye’deki faaliyetlerini yürütebilmek söz sahibi olabilmek için Avrupa ve ABD’den destek almış ve onlarla işbirliği yapmıştır. Laikliği yıkmak, bilimi ortadan kaldırmak, sorgulayan beyinleri yok etmek için dinler arası diyalog düşüncesini ortaya atmış, bilime ve materyalist düşünceye karşı tüm dinlerin birlikte savaşması gerektiğini söylemiştir. Bu örgütün ortaya çıkışından, büyümesinden, siyasi bağlantılarından, kimlerden destek aldığından detaylı olarak bahsetmek gerekir ancak bu başka bir yazının konusu olabilir. Şimdi yazıyı toparlayacak olursak şunları söyleyebiliriz : İnsanların iradelerini teslim alan, onları birer kuklaya çeviren, dini duygularını sömüren tarikatlar özgür düşüncenin, bilimin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadır. Cumhuriyet devriminin ortadan kaldırdığı tarikatlar gayri resmi bir şekilde faaliyetlerini günümüzde de sürdürmektedirler. Bu noktada Cumhuriyet devriminin gerisine düşülmüştür. Yapmamız gereken aklı ve bilimi rehber edinerek bu tarikatların kökünü kazımak ve çağdaş Türkiye’yi yeniden yaratmak için iş başına geçmek mücadeleye atılmaktır.

Bilim yalan söylemez ve yönü daima ileridir. Bilimin hüküm sürdüğü bir dünyada tarikatlar var olamaz.

Yazımı Atatürk’ün ;’’ En doğru tarikat (Yol) uygarlık tarikatıdır’’ sözleriyle bitirmek istiyorum.

Yaşasın Aklın ve Bilimin hüküm sürdüğü Türkiye mücadelesi!

 

Submit a Comment