Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

İnciraltı Tarih Cemiyeti | 24 Nisan 2017

Scroll to top

Top

No Comments

Abdülhamit’in Pençesinde Basın

Abdülhamit’in Pençesinde Basın

 

İnsanın veya insanın oluşturduğu toplumun gelişim gösterebilmesi için düşünce ve ifade hürriyeti olmazsa olmazdır. Çünkü insan ve toplumun gelişmesi için farklı fikirlerin mücadele etmesi ve makul düşüncenin egemen olması için farklı fikirlerin mücadele edebileceği bir ortama ihtiyaç vardır.

Endüstri devrimiyle oluşan modern toplumlarda fikirlerin ifade edildiği, tartışıldığı ve kamuoyun oluştuğu alan basın olmuştur. Basın içerisinde bulunduğu toplumu iç ve dış dünyadan haberdar edip, olayların değerlendirilmesi için topluma yön göstermektedir.

Basını sağlıklı gelişim gösterememiş toplumlar, günümüzde rasyonalizme uzak toplumları meydana getirmektedir. Türk toplumu da bu alanda kendine yer bulmaktadır. Türk Basın Tarihi ele alındığında, Türk toplumunun günümüzde hapsolduğu kısır döngüleri açıkça görmekteyiz.

Tanzimat’ın Çocukları: Gazeteciler

İnsanlık 18. yüzyıla girdiğinde Osmanlı Devleti, insanlığın yarattığı bilimsel ve kültürel ilerlemeden uzak kalmış ve böylece dış dünyadan soyutlanmıştı. Bunun yaratmış olduğu siyasi ve ekonomik sebepler, Osmanlı Devleti’ni yenileşmeye itiyordu. Nihayetinde Osmanlı Devleti, 1839 yılında ilan ettiği Tanzimat Fermanı ile yeni bir döneme girmiş oluyordu.

Tanzimat ile birlikte Osmanlı toplumu-Avrupa arasında bir köprü kurulmuş ve bu yeni dönem kendi neslini var etmiştir. Avrupa’yı tanıyan bu yeni nesil Osmanlı’nın topyekün bir kalkınma gösterebilmesi için sistem değişikliğini şart olduğunu düşünmüş ve düşüncelerini de basın aracılığıyla topluma iletmiştir. Böylelikle Osmanlı’da basın ve gazetecilik faaliyeti doğmuştur.

Türk Basını daha emekleme yıllarında Şinasi, Agah Efendi, Namık Kemal, Ali Suavi ve Ziya Paşa gibi önemli kalemleri içerisinden çıkartmış ve hem ülke içinde hem yurtdışında Osmanlı’nın kalkınması için önemli bir rol üstlenmiştir. Aydınların basın üzerinden verdiği bu mücadele başarıya ulaşmış ve Sultan Abdülaziz tahtan indirilerek yerine meşrutiyet yanlısı V. Murat geçirilmiştir. Lakin yeni sultanın sağlık sebeplerinden ötürü tahta meşrutiyete ve kanunlara sadık kalma sözü veren II. Abdülhamit geçirilmiştir.

Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla birlikte Kanuni Esasi yürürlüğe girmiş, Meşrutiyet ilan edilmiş ve Meclisi Mebusan ile Ayan Meclisi kurulmuştur. Osmanlı’da ilericiliğin önemli simaların Mithat Paşa sadrazam ve Namık Kemal anayasa komisyon başkanı olmuştur. Tam bu dönemde 93 Harbi başlamış ve II. Abdülhamit, savaşı saraydan yönetmeye kalkması, tahtını zaferle süslemek istemesi Osmanlı’ya büyük bir bozguna sebep olmuştur. II. Abdülhamit, yenilgiyi aydınların üzerine atmış, Mithat Paşa ve Namık Kemal’i sürüp, meşrutiyeti 1878 yılında feshetmiştir.

İsmin Ötesinde Bir Zihniyet: Abdülhamit

1878 yılında yaşanan ‘Saray Darbesi’ ile Osmanlı Devleti, 1878-1908 yılları arasında otuz yıllık bir istibdat devrine mahkum olmuştur. Kardeş katlinin kaldıran Osmanlı, bu defa vatan evlatlarını ‘boğdurtmuştur’. Abdülhamit’in istibdat devrinde en büyük darbeyi fikir hürriyetinin kalesi olan basın yemiştir.

Basın tarihinde II. Abdülhamit’ten önce de sansür mevcuttu. İlk defa 1857 yılında Matbaa Nizamnamesi uygulanmış, yeterli görülmeği içinde 1864 yılında Mabuat Nizamnamesi ile basın kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Lakin Abdülhamit’i basının en büyük düşmanı haline getiren neden, Abdülhamit’in basına karşı sistemli bir şekilde sansür uygulaması olmuştur. 1878 yılında sadık adamları tarafından oluşturduğu Matbuat Müdürlüğü ile 1908 yılına kadar, ülke içerisinde çıkarılan gazetelere büyük sansür uygulamış, birçoğunu kapatmış, yurt dışındaki elçilikleri Avrupa’da çıkan muhalif gazeteleri takip için kullanmış, yurtdışından ülkeye gazete girmesini yasaklamıştır. Kurdurduğu Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nın hafiyeleri ile Osmanlı’da herhangi bir muhalif ve ya ilerici sesi duymamak için otuz yıl boyunca hafiyelerine kulaklarını tıkatmıştır.

‘Vatan’ kelimesinden rahatsız olan bir Sultan: Abdülhamit

Abdülhamit döneminde gazetelere uygulanan sansür kapsamında Vatan, hürriyet, meşrutiyet, grev, suikast, ihtilal, anarşi, kıtal, sosyalizm, dinamit, kargaşalık, hal’, Makedonya, Girit, Kıbrıs, Yıldız, Murat vs. birçok kelime yasak edilmiştir.

Kelimelerin yasaklandığı gibi otuz yıl boyunca birçok kitap ve yazardan yasaklardan nasibi almıştır. Türk tarihinin aydınlık isimleri olan Şinasi, Namık Kemal, Şemseddin Sami, Cevdet Paşa, Münif Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamid yasaklılar arasındadır. Ayrıca Halk edebiyatının ölümsüz eserleri Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun, Köroğlu ve Aşık Kerem, Aşık Garip, Aşık Ömer divanları dahi yasaklılar arasında yerini almıştı. Yasak kapsamında, Victor Hugo, Machiavel, Hammer, Dante, Jules Verne, J. J. Rousseau, Emil Zola, Lamartine, Piere Lotti, Shakespeare gibi yabancı yazarlara da rastlanmaktadır.

Hitler’den önce kitap yakan bir despot: Abdülhamit

Osmanlı Devleti’nde uygulanan bu sansürle birlikte, yasaklı kabul edilen kitap, gazete ve dergilerin takipleri yapılır ve bu kapsamda sık sık kitapçılar, kahvehaneler ve okullar basılarak aramalar yapılırdı. Yapılan baskınlar ile ele geçirilen yasaklı kitap, gazete ve derginin 150 çuval olduğu bilinmektedir. Ele geçirilen bu kitap, dergi ve gazetelerin yakılmasına karar verilmiş ve bu kararla, Hitler’in toplu kitap yakma eyleminden yıllar önce İstanbul’da Abdülhamit İstibdadı 30 bine yakın kitap yakmıştır.

Ara başlıkta da vurgulamak istediğim gibi esasında bu bir kişinin değil bir zihniyetin istibdadıdır. Bu zihniyet farklı olan her düşünceye karşıdır. Bu zihniyet için kişi dünyanın en doğrusu ve her alanda tek otoritesidir. Böylece dışa kapalı ve kendi vehim dünyasını inşa eden hastalıklı bir ruh doğmaktadır. Ve bu ruh, eline almış olduğu siyasal iktidar ile yalnızca kendi kaderini değil bütün bir milletin kaderini, milyonlarca insanın yaşamını da şekillendirmektedir.

“II. Abdülhamit birtakım tarihçilerin dediği gibi devletin ömrünü otuz yıl uzatmamış, Türk toplumundaki ilerlemeyi otuz yıl dondurmuştur.”

Türk aydınlarının Abdülhamit İstibdadı’nı eleştirisine tepki veren kesime en güzel cevabı Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’un vereceği kanısında olarak, Akif’in İstibdat adlı şiirindeki şu dizelerini paylaşmak istiyorum:

“Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,

“Bu bir câni!” dedin sürdün, ya mahkum eylendin hapse.

Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdana, her hisse,

Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se…

Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblis’e”

Hür Basının Eseri: Cumhuriyet

30 yıllık ‘Saray Darbesi’ni sonlandırmak ve milli iradenin yeniden egemen olmasını sağlamak için ordu içerisindeki genç subaylar İttihat ve Terakki adı altında örgütlenmiş ve 12 Haziran 1908 tarihinde Binbaşı Enver Bey ve silah arkadaşları Makedonya Dağları’na çıkarak, Hürriyet mücadelesine başlamışlardır. 30 yıllık istibdattan bunalan ordu ve halkın mücadeleyi desteklemesi ile II. Abdülhamit, yeniden meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalmış (23 Temmuz 1908) ve basının üzerindeki istibdat gölgesi kaybolup girmiştir. Bu nedenle II. Meşrutiyet’in ilan tarihi olan 24 Temmuz, Basın Bayramı olarak kutlanmıştır.

Özgürleşen ve millileşen Türk Basını, Ömer Seyfettin, Mehmet Akif Ersoy, Ziya Gökalp vb. aydınların çalışmaları ile yine milletin öncüsü olma görevini üstelenmiş ve Meşrutiyet Devrimi’nden on beş yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına katkı sunmuştur.

Submit a Comment